Register

ROMANDA KİŞİ UNSURU

Funda Bayrak’ın Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Yüksek Lisans projesinden alıntıdır. 

 

Roman türünde dönem dönem kahramanların, baş kişilerin önemi artmış veya azalmış olsa da kişi kadrosu olmadan bir roman yazılamayacağı açıktır. Kişi kadrosu denilince genelde insan unsuru akla gelir. “Ancak bunun yanında az da olsa hayvan, eşya, harf, sayı, işaret ya da daha başka bir şey (simge)in roman kişisi olarak görev aldığı da görülebilmektedir.” (Çetin, 2021, s. 144) Nitekim bu çalışmada incelenen Kardeşimin Hikâyesi romanında ana karakter olan Ahmet, Kerberos adlı köpeğiyle bir şekilde iletişim kurmakta, onun tepkilerini yorumlamaktadır. Beşerî ilişkiler ağının önemini vurgulayan W.J. Harvey insan şahsiyetinin büyük bir kısmının başka insanlarla olan ilişkileri içinde aydınlığa kavuşabileceğini, farklı yanlarımızı gösterebilmek için başka insanların da romanda olması gerektiğini söyler (Stevick, 2021, s. 176-177).

Karakterlerin romandaki varlıkları, işlevleri ve diğer karakterlerle etkileşimleri farklı düzeylerdedir. Romancı isterse kişileri bütün yönleriyle tanıtabilir çünkü dış yaşamlarını gösterebildiği gibi iç dünyalarını da ortaya koyma imkanı vardır (Forster, 2001, s. 86), bazı karakterler ise daha yüzeysel işleve sahiptir. Forster’ın karakter tasnifinde “yalınkat” kişiler ve “yuvarlak” kişiler olarak iki düzeyde karakter görülür:

“Yalınkat kişilere on yedinci yüzyılda “humour” adı verilirdi; bunlara kimi zaman “tip”, kimi zaman “karikatür” de denmektedir. Katıksız biçimiyle yalınkat roman kişisi, tek bir nitelik ya da düşünceden oluşur. Yapısına birden çok nitelik girdi mi, kenarlardan kıvrılarak yuvarlaklaşmaya başlar.” (Forster, 2001, s. 108)

Yalınkat (düz) karakterin sadece bir belirli karakteristiği vardır ve o karakteristikten farklı bir yön ortaya koyma kabiliyeti bulunmaz (Burroway, 1992, s. 100) ancak şu da vurgulanmalıdır ki düz karakter hem basit hem canlı olmalıdır. “Basit ama hatırda tutulamayan karakterler gerçekte bir işe yaramaz ve canlı olup basit olmayan karakterlerse düz karakter değildir.” (Hynes, 2014, s. 39) Düz karakterin ikincil karakterle aynı anlama gelmediğini, ikincil karakterlerin yuvarlak olabileceğini söyleyen Profesör James Hynes, Muhteşem Gatsby romanından George Wilson’ı örnek verir. Hikâyenin sonlarına kadar sadece bir iki sahnede görülen ve bir karikatür olan Wilson, trajik kazanın ardından yaşadığı üzüntüyle bir iki sayfa boyunca gerçek bir insan olur (Hynes, 2014, s. 39). Düz karakterler hikâye için büyük öneme sahip olabilir. Hynes buna örnek olarak da Büyük Umutlar eserindeki Bayan Havisham’ı gösterir. Bayan Havisham en etkili karakterlerden biri olmasına rağmen ne değişir ne de gelişir. Bir örnek de Arthur Conan Doyle hikâyelerindeki Sherlock Holmes’tur. Holmes ana karakter olmasına rağmen genelde düz bir karakterdir, her ortaya çıktığında okur aynı etkiyi hisseder. “Holmes, düz karakterlerin illaki basit ya da üstün körü olmadıklarının, oldukça detaylı olabileceklerinin bir kanıtıdır.” (Hynes, 2014, s. 40)

Yuvarlak karakter ise çok boyutlu ve değişim kapasitesine sahip bir karakterdir. Ancak Burroway merkezi karakterlerin, yuvarlaklığın da ötesinde küresel olması gerektiğini söyler. “Çelişkilerle dolu insan ırkına mensup olduklarını anlayabilmemiz için yeterli çatışma ve çelişki içermelidirler ve bizim gibi ya da olmayı umduğumuz gibi, değişebilmeleri gerekir.” (Burroway, 1992, s. 101) Yuvarlak karakterler düz karakterin yapabileceği her şeyi yaparlar ancak onlardan farklı olarak okuru şaşırtma, sevindirme ya da hayal kırıklığına uğratma kabiliyetleri vardır. Hynes düz karakterlerin de okuru şaşırtabileceğini ancak onların şaşırtmasının daha çok gizem ya da casus romanlarında görülen türden, örneğin güvenilir bir karakterin katil çıkması ya da çifte ajan olduğunun anlaşılması gibi, mekanik bir sürpriz olduğunu söyler. “Yuvarlak bir karakter şaşırttığında, düz karakterin başaramadığı bir şekilde zevk alırız ya da etkileniriz. Yuvarlak karakterler, düz karakterlerin yapamadığı bir şekilde kalbimizi de kırabilir.” (Hynes, 2014, s. 41)

Düz ve yuvarlak karakter ayrımı bu çalışmada kullanılan tasniflerden birisidir; başvurulan bir diğer tasnif ise başkişi, norm karakter, kart karakter ve fon karakter ayrımıdır.

W.J. Harvey, başkişilerin iç dünyaları ve hayatları ile en ayrıntılı şekilde işlenen karakterler olduğunu belirtir ve onların “hikâyenin içinde çatışmalar ve değişme süreçleri yaşayan, tepkilerimizi sürekli ve tam olarak yönlendiren karakterler” (Stevick, 2021, s. 179) olduğunu söyler. Diğer tasnifteki yuvarlak karakterlere benzer şekilde okurda inanç, sempati ve ani duygusal değişiklikler yaratırlar. Harvey başkişilerin romancının esas ürünleri olduğunu, romanın onlara hayat vermek için yazıldığını vurgularken başkişiler hakkında genelleme yapmanın doğru olmadığını, her roman başkişisinin bir birey olarak varlığını sürdürdüğünü anlatır (Stevick, 2021, s. 180).

Harvey’in ayrıntılandırdığı sınıflandırmada başkişiden sonra norm karakter en çok boyuta sahip, en fazla derinliği olan karakterdir. Başkişinin dönüşüm ve değişiminde bir nevi katalizördür; onu tetikler, çeşitli açılardan etkiler. Başkişi amaç iken norm karakter araçtır. Harvey şöyle der:

“Norm karakter, pek çok şekilde ve özellikle derinliği olan perspektiflerle, roman başkişisinin kusurlarını yansıtan bir ayna gibi kullanılabilir. Bazen derinlemesine anladığı gerçekleri yansıtarak, bazen de sağduyunun ve aklı başında gerçeğin sözcüsü olarak roman başkişisinin moral körlüğünü ve hatalarını aydınlığa çıkarabilir.(…) Norm karakter, başkişinin yaşadığı tecrübenin derinliklerine dalmamızı sağlayan bir sıçrama tahtası olabilir.” (Stevick, 2021, s. 186)

Kart karakterlerse basit olmamakla birlikte tek bir özelliği sergilerler. Harvey, onları oluşturan kimyasal unsurların saf olduğunu, bu yüzden bu karakterlerin çoğunlukla çarpıcı olduklarını söyler. Kart karakterler, tek, yoğun, canlı unsurları somutlaştırmaları ile bilinir ve diğer karakterlerden bu yönleri ile ayrılırlar. Örneğin roman başkişileri kart karakterlerin aksine karmaşıktır, saf değildir, bir oluş süreci içindedir (Stevick, 2021, s. 185).

Bunların yanı sıra romanda sosyal ortamın canlandırılmasında kullanılan fon karakterler vardır. Dekoratif olan bu karakterler, “bir an için ilgi merkezi yapılabilir ve derinlik kazanabilirler, fakat bireysel anlamda önem ve boyut kazanmaksızın tamamen isimsiz birer ses olarak kalırlar.” (Stevick, 2021, s. 180)

Faceless man and different faces with emotions

REAKSİYON BİRİMİ

Görsel: Freepik

 

Newton’un hareket yasalarından biri her etkiye karşı zıt ve eşit yönlü bir tepki oluştuğunu söyler. Bunun benzerini günlük hayatımızda sürekli yaşarız:

Zil çalar, kalkar kapıyı açarız.

Eşimiz yanlışlıkla masaya çay döker, biz bir şeyler hisseder, düşünür, söyleriz vs.

Bu bir motivasyon-reaksiyon zinciridir ve anlatıda uygularsanız metninizin inandırıcılığı artar. Bir şey olduğunda reaksiyon vermeniz gerekir. Bunun da kendi içinde bir döngüsü var. Çok kısaca şöyle özetleyebiliriz:

  • Karakteri harekete geçiren bir uyaran olur. (Motivasyon)
  • Sonra karakter tepki verir. (Reaksiyon)

Motivasyon her zaman reaksiyondan önce gelir. Ünlü eğitmen Dwight Swain reaksiyonun kendi içinde üç bileşeni olduğunu söyler:

  • Duygu
  • Aksiyon (fiziksel tepki, hareket)
  • Konuşma.

Üç bileşen aynen bu sırayla gelir: Duygu hareketten önce, hareket konuşmadan önce. Bu sırada şuursuz verdiğimiz tepkiden bilinçli olarak verdiğimiz tepkiye doğru bir diziliş söz konusu. Duygu kontrol altında değildir, bir şeyi hissetmeye kendinizi zorlamazsınız, uyaran karşısında sadece hissedersiniz. Duygunun yarattığı fiziksel tepki iç güdüsel olmaya daha yakındır ancak bir dereceye kadar kontrol de edilebilir. Konuşmaysa tümüyle kontrolümüz altındadır çünkü bilinçli bir düşünme gerektirir. 

Dwight Swain’in örneğini özetleyerek anlattıklarımızı somutlayacak olursak:

Bir iş görüşmesine gidiyorsunuz, gerginsiniz, olumsuz duygularınız var. Müdür de anlayışlı olmaktan çok uzak ve size oturmanızı bile söylemeden, “Sen kimsin?” diye soruyor. Müdürün tavrı, tonu, bu gergin ortam sizin için bir motivasyon birimi oldu: sizi harekete geçiren bir uyaran.

(Reaksiyon döngüsü başlıyor) Panikliyorsunuz (duygu). Ellerinizden ve koltuk altınızdan ter boşalıyor. Gömlek yakanız birden sıkmaya başladı. Yerinizde kıpırdanıyorsunuz (bedensel tepkiler, hareketler). Ardından kem küm bir şeyler söylemeye çalışıyorsunuz (konuşma). “Ben… ben…” mırıldanıyorsunuz.

“Genç adam, sana adını sordum…”

….

Reaksiyon döngüsündeki bütün ögelerin kullanılması gerekmiyor. Bazen motivasyon karşısında sadece konuşma yeterli olur, diyalog örneklerinde olduğu gibi. Ancak özellikle dikkat edilmesi gereken nokta motivasyonun reaksiyondan önce geldiğinden emin olmak.

Gök gürlemesi ve Ahmet’in yerinden fırlaması ile bir örnek üzerinden gösterelim:

“Ahmet birden koltuktan fırladı (reaksiyon) çünkü gök gürlemişti (motivasyon).” Burada motivasyon (gök gürlemesi) reaksiyondan (Ahmet’in yerinden fırlaması) sonra geliyor. Bu istenmeyen bir diziliş. Bunun yerine cümleyi “Gök gürleyince (motivasyon) Ahmet yerinden fırladı (reaksiyon)” şeklinde kurmak okurun aklının karışmasını önleyecek ve metni kolayca anlamlandırmasını sağlayacaktır. Ancak bir istisnayı da ekleyelim. Eğer gizem yaratmak istediğiniz bir yerse bilinçli olarak reaksiyon birimini öne alıp daha sonra nedenini yazabilirsiniz.

Funda Bayrak 

AKSİYON DÜŞMANI

Görsel: Freepik

 

Bazı romanların bizi içine çekememesinin klasik sebeplerinden birisi aksiyonu baltalayan uygulamalardır. (Aksiyondan kasıt büyük patlamalar, araba kazaları vs. değil, zaman ve mekan içinde gerçekleştiğine şahit olduğumuz hareketlerdir.) Paragraflar boyu, hatta sayfalarca süren anlatılar, tasvirler, monologlar, düşünceler metni yavaşlatır. Zaman durur. Tuzağına en çok düştüklerimizden biriyse geçmiş zamanın hikâyesi.

Tehlikeli bir fiil kullanımı.

Aslında yazarken ve okurken bir melodi yaratıyor gibi. Ama dikkat ederseniz okuru anda yaşanan aksiyondan koparıyorsunuz. Adı üstünde: hikâye anlatıyorsunuz. Statik bir hâl. Örneğin:

  • Son bir ayda çok fazla seyahat etmiş, evden çok uzak kalmıştı. Onu bu kadar sevdiğini daha önce hiç fark etmemişti. 
  • Hakan karısının neden hep bu çimen rengi eteği giydiğini merak etmişti. Daha önce kibarca çok sormuş ama cevap alamamıştı. Şimdi üzerine gidip gerçeği öğrenmekten başka çaresi kalmamıştı. (Çok gördüğümüz örnekler değil mi? Hareket nerede? Yok!)

Oklahoma Üniversitesi’nin profesyonel yazma programlarında hocalık yapan büyük usta Dwight V. Swain (1915–1992) bakın ne diyor:

“Hiç kimse geçmişte olan bir şeyi değiştiremez. Hikâye zamanını bunun üzerinden ziyan etmek, en hafif şekliyle okuru irite eder. Okur mevcut anda bir hareket ister. Geleceğe yönelik sonuçları olacak olaylar, kendi kaderlerine şekil vermeye çalışan karakterler görmeyi ister. Eğer bu ileriye dönük hareketi hissetmezse kitabı bırakması işten bile değil.”

Kurnazlık olaraksa “geçmişi şimdiye yaklaştırmayı” öneriyor Swain. Yani bizim dilimizde geçmiş zamanın hikâyesi yerine geçmiş zamanı kullanmayı. Örneğimizi basitçe şimdiye yaklaştırmaya çalışalım:

Hakan karısına baktı. Yine üzerinde şu taze çimen rengi etek vardı. “Yeter artık! Söyle bana. Neden iki günde bir aynı renk eteği giyiyorsun?” diye sordu. (Yeşil yerine çimen rengi yazdığıma da dikkati çekmek isterim. “Yeşil” soyuttur ama “çimen rengi etek” okurun görsel imgeyi kolayca zihninde canlandırmasını sağlar.)

Hikâyelerinizde ya da romanlarınızda zamanı şimdiye yaklaştırmanız aksiyonun devamını sağlamak açısından bir avantaj olacaktır. -mişti kullandığınız fiilleri azaltıp metninizin nasıl da hareketlendiğine bir bakın.

 

Funda Bayrak 

SERTİFİKALAR

Romanz Kitap Genel Yayın Yönetmeni Funda Bayrak;

 

Editorial Freelancers Association (EFA – New York) bünyesinde Val Mathews’tan Geliştirici Editörlük eğitimi aldı. (Val Mathews aynı zamanda University of California Berkeley ve Queen’s University Ontario’da editörlük dersleri vermektedir.)

Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Yüksek Lisans mezunudur.

Oxford Üniversitesi’nin Giriş ve İleri Seviye Yaratıcı Yazarlık Kurslarını tamamlayarak sertifika aldı.

Katıldığı diğer kurslar şöyle:

Writer’s Digest University Sahne Sahne Roman Yazma Kursu 

Writing Mastery Academy Eksiksiz Roman Revizyonu Kursu sertifikası (hikâye, sahne ve sayfa seviyesinde revizyon)

Writing Mastery Academy Yazımda Seviye Atla kursu sertifikası 

Writing Mastery Academy Kurmacanın Temelleri kursu sertifikası

Jessica Brody ileKediyi Kurtar! Preptober Webinar: 9 saat canlı eğitim, 9 – 23 Ekim 2021

Jordan Rosenfeld ile Making a Scene: Step-by-Step Scene Construction for Masterful Storytelling (Adım adım sahneyi kurgulama teknikleri), 21 Ekim 2021

Jordan Rosenfeld ile How to Evoke Emotions in Every Scene (Her sahnede duygu uyandırma teknikleri), 21 Mart 2022

Pages and Platforms: Geliştirici editörler Anne Hawley ve Rachelle Ramirez ile Write Way Better Scenes (Çok daha iyi sahneler yazın) atölyesi

Writing for Life atölyeleri: C.S. Lakin ile Emotional Mastery for Fiction Writers (Kurmaca yazarları için duyguların aktarılmasında üstünlük kursu)

Writing for Life atölyeleri: C.S. Lakin ile Master Class: Scene Critique and Revision (Sahne kritiği ve revizyonu kursu)

Writing for Life atölyeleri: C.S. Lakin ile8 Weeks to Writing a Commercially Successful Novel (Satan başarılı romanlar yazmak için 8 hafta kursu)

Jessica Brody’nin yazdığı Kediyi Kurtar! Roman Yazıyor ve Michael E. Mann’in yazdığı Yeni İklim Savaşı kitaplarının da çevirmenidir.

 

 

KEDİYİ KURTARALIM

Jessica Brody’nin ünlü Kediyi Kurtar! Roman Yazıyor kitabı roman yazmaya gönül verenlerin kılavuzu olmaya aday. Yayınevi olarak Türkçe çevirisini bastığımız kitap, yazarlara roman yazmanın her aşamasında değerlendirebilecekleri önemli bilgelikler sunuyor.

Öncelikle yapı. 

Yapı olayların sadece peş peşe dizilişi değil; çok daha fazlası.

Üç perdeli yapıyı 15 bölüme ayıran Kediyi Kurtar! metodu, hangi aşamada neler olursa romanınızın elden bırakılmayan bir esere dönüşebileceğini anlatıyor. Size sarkmayan ortalar, ilgi çekici sonlar, merak uyandıran karakter dönüşümleri vadederken, 10 ayrı Kediyi Kurtar! türünün önemli bileşenlerini aktarıyor. Ve çok daha fazlasını…

Amerikalı yazar, senarist, danışman ve eğitimci Blake Snyder’ın senaryo ve hikaye yazımı için geliştirdiği Kediyi Kurtar! metodunu esas alan Kediyi Kurtar! Roman Yazıyor  size özellikle roman yazımı alanında derin öngörüler ve bilgiler kazandıracak. Kitabı (hem okuyup hem) çalıştığınızda bir roman yazmanın ne kadar kolaylaşabileceğini göreceksiniz. Kediyi Kurtar! roman yapısı ve diğer roman unsurlarıyla ilgili danışmanlık için bize ulaşabilirsiniz. 

WhatsApp: 0543 103 55 20 

Kitabı satın almak için tıklayınız. 

KARAKTER YARATIMI

Okurun kalbine giden yol karakterden geçer.

Eğlenceli, gizem dolu hikâyeler üretebilirsiniz ancak gerçekten okurun duygu dünyasına tesir etmek istiyorsanız ona, bağlanabileceği karakterler vermelisiniz.

Hikâyenin kurgusu ne kadar önemliyse karakterler de o kadar önemli. Hatta, karakter daha önemli. Çünkü karakter olmadan kurgu üretemezsiniz; bütün olaylar karakterlerin etrafında döner.

Her hikâyede karakterlerin gözle görülür şekilde değişmesi gerekmiyor ancak bu yazımızda değişen karakterlerden bahsedeceğiz.

Okurun romandan duygusal olarak etkilenebilmesi, karakterlerle kurabildiği bağ kadar olacaktır. Bu nedenle karakterlerimizin karmaşık yapıları, duygu dünyalarının katmanları olmalı.

Karakterin okuyucu üzerinde bırakacağı ilk izlenim kaliteli olmalı.

Ve sıradan bir karakter olmamalı.

Yazarsanız olur ancak sıradan karakterler okuyucuyu sıkar. Beklentimizin ötesinde, olaylara değişik tepkiler verebilen karakterler ise ilgi çekicidir.

Donald Maass, The Fire in Fiction adlı kitabında, okurla kahraman arasında acilen bir bağ kurulması gerektiğini söylüyor. Yani kahramanımızdaki büyüklüğün, erdemin –bu; insancıl bir davranış, kendini birisi için feda etme, bize cazip gelen herhangi bir özelliği olabilir– anlık bir görüntüsünün hemen sunulması gerekiyor ki okur kahramanımızla kendini özdeşleştirebilsin. Karaktere ait bu ipucunun açılış bölümünde, tercihen ilk birinci ya da ikinci sayfada yer alması en iyisi. Okurla kahraman arasındaki bağ ne kadar erken kurulursa o kadar iyi. Aksi takdirde okurun kahramanı önemsememesi ve kitabı bırakması riski büyük.

Amerikalı yazar ve senarist Blake Snyder da senaryo yazımı ve hikaye yapıları üzerine geliştirdiği Save the Cat! yani “Kediyi Kurtar!” adlı metodolojisinde buna “Kediyi Kurtar” sahnesi diyor. Ama neden kediyi kurtaralım? Kahramanın; kendisini tanımlayacak bir şey yaptığı, mesela bir kediyi kurtardığı sahne, okurun onu sevmesini sağlıyor. (Bu arada Blake Snyder’in metodunu roman yazımına uyarlayan Jessica Brody’nin Kediyi Kurtar! Roman Yazıyor kitabının Türkçesi yayınevimizden çıktı. Bu kitapta roman yapısı, karakter yaratımı, sinopsis ve daha pek çok konuda çok değerli bilgiler bulabilirsiniz. Satın almak için: Kediyi Kurtar! Roman Yazıyor – Roman Yazmak İçin İhtiyacınız Olan Son Kitap – Şira Yayınları (sirayayinlari.com)

Peki kahramanlarımızın kusursuz, mükemmel kişilikleri mi olacak? Elbette hayır! Yaraları, istekleri, arzuları, duygusal ihtiyaçları olan kahramanlar yaratacağız. Okur mükemmel kişiyi değil, kendisi gibi insani özellikleri olan bir kahramanı seviyor. Yaraları, sorunları olan ama sıra dışı; “larger than life” yani normal hayatta pek rastlanılamayan, olduğundan abartılı, yerine göre efsanevi bir karakter.

 

KARŞILIKLI KIRILGANLIK YAKINLIK DOĞURUR!

Şimdi size Amerikalı Psikolog Arthur Aron ve ekibinin bir çalışmasını aktaracağım.

Stony Brook’taki New York Devlet Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan Arthur Aron ve ekibi, 1997 yılında bir deney yapıyorlar. “Karşılıklı kırılganlık yakınlık doğurur” prensibinden hareket ediyorlar.

Bakalım doğurmuş mu?

3 setten oluşan ve giderek derinleşen 36 soru hazırlanıyor. Bir de yakınlık amacı gütmeyen, başka bir grup soru hazırlanıyor. 33 çift iki gruba ayrılıyor ve çiftlerden yarısı birbirlerine yakınlık oluşturması hedeflenen sorular soruyorlar. Diğer çiftler ise sıradan soruları birbirlerine yöneltiyor.

Özel olarak hazırlanan 36 soruya cevap veren çiftler arasında yakınlık ve aşk gözlemleniyor. Hatta bir çiftin 6 ay sonra evlendiği bildirilmiş. Diğer çiftler arasında ise yakınlaşma gözlenmiyor.

Bu araştırma bize hangi aşamada yarayacak? Tabii ki karakterlerimizi okurumuza sevdirme aşamasında. Kahramanlarımız adına bu soruları cevaplayıp, karakteri gösterme yöntemlerini kullanarak bunları okura sunarsak, karakterle yakınlık kurmasını sağlayabiliriz. (Soruları yazının altında bulabilirsiniz.)

Soruları inceleyin ve karakterinizin cevaplayabileceği türde düzenleyin. Bütün cevapları elbette kitabınızda kullanmayacaksınız ancak cevaplar, öncelikle sizin karakterinizi daha iyi tanımanıza yardımcı olacaktır. Ayrıca onun bütün geçmişini bilseniz de hepsini romanınızda yazmayacaksınız elbette ama karakterinizin bugünkü halini o geçmişin oluşturduğunun bilinciyle yazacaksınız. Okura gerektiği kadarını sunacaksınız. Biraz gizem her zaman iyidir! (Bu arada romanınızda ünlemden ne kadar kaçınırsanız o kadar iyi olur.)

 

HEY, KİM BU ADAM? ADAM DEĞİL O KADIN! 

Bu karakter gerçekte kim? Göründüğü gibi birisi mi? Emin misin?

Peki sorularla karakterimizi tanımladık diyelim, hâlâ bu karakterin tam olarak nasıl biri olduğunu bilmiyor olabiliriz. Nasıl anlayacağız?

Cebinde 1000 lira varken yardıma ihtiyacı olduğunu gördüğün birine 50 lira vermek sana kolay gelebilir. Ama ya cebinde sadece 80 liran varsa? 50 lirasını verir miydin?

Bir karakterin gerçek yapısını görmek için baskı altındayken nasıl davrandığını gözlemlememiz gerekiyor. Bir örnek üzerinden inceleyelim.

Çok zengin ve güzel bir kadın kahraman ile –hadi ona bir isim de verelim; Belma olsun– yanında bir erkek arkadaşı –onun adı da Serkan olsun– yürüyorlar. Bir markete yaklaşırken, biraz önlerinde parkeden siyah bir Mercedes arabadan, balta tutan bir adamın çıktığını görüyorlar. Adam markete doğru ilerliyor. 30 saniye sonra birilerini öldürmüş olabilir.

-Onu durdurma imkanları var mı?

-Acaba kadın ona müdahale etmeyi düşünecek mi?

-Nasıl müdahale edebilir?

-Yoksa hayatını tehlikeye atmamak için kaçacak mı?

-Yanındaki erkek arkadaşı ne yapacak?

-Markettekilere haber verebilmek için diğer kapıya koşacaklar mı?

-Geç gelme ihtimaline rağmen polisi mi bekleyecekler?

-Acilen tehlikeli kişiyi durdurmak için plan mı yapacaklar?

-Markete girip birilerini oradan çıkarma imkanları olsa önce kimi çıkaracaklar?

Baskı altında aldıkları her karar kahramanlarımızın gerçek kişiliğini bize gösterir.

Aslında iyi giyimli, çıtkırıldım bir genç kadın mı yoksa cesur bir kahraman mı?

Peki yanındaki erkek arkadaşı? Kahraman mı yoksa korkak mı?

Geniş imkanların olduğu anlarda kahramanın aldığı kararlar karakter tahlili açısından bize çok fazla bilgi vermiyor. Bu nedenle baskı altında kalacağı sahneler yaratmak ve onun tepkilerini görmek önemli. Karakter göründüğü gibi mi yoksa altından bambaşka biri mi çıkıyor?

Eğer romanda karakter değişimini hedef aldıysak, başta çizdiğimiz karakter resmi ile son sayfadaki karakterimiz arasında belirgin bir fark olmalı. Yoksa okur bundan zevk almayacaktır. Örneğin cimri birisi sonunda cömert birine dönüşecektir. Yalnız burada önemli bir ayrıntıyı not düşelim. Hikayenin başında kahramanın bu değişime yatkın olduğunu, dönüşeceği kişiliğin tohumlarının aslında onda mevcut olduğunu göstermeliyiz. Belki de eskiden –travma yaşamadan önce– hikayenin sonunda olacağı kişiye benzer biriydi. Bu altyapının mevcut olduğunu göstermek için ona bir anısını hatırlatabilir, iki kişinin diyaloğunda ondan bahsettirebilir, eski bir fotoğraf karesini kullanabilirsin. Karakterin bu gizli kalmış yanının üzerine inşa edeceğin değişim akla yatkın olacaktır.

Olay örgüsü boyunca karakterin sırlarını, gizli kalmış bazı tutkularını, hayallerini, suçlarını, gizli pişmanlıklarını ortaya çıkarmak isteyebilirsin. İçi ve dışı bir görünen karakterler derinlikleri olmayan sıkıcı kişiliklerdir. Karakterine seçimler yapması gereken sahnelerde fırsatlar vererek, gerçek kişiliğini ortaya çıkarmalısın.

Hikâye adlı kitabın yazarı Robert McKee buna James Bond serisini örnek veriyor. Sinema için çekilmiş 27 James Bond filmi var. İzleyiciler onu seviyor. Seride, ilk başta çizilen hovarda karakter imajının altından, buna tümüyle zıt, derin bir karakter çıkıyor. McKee, bize ilk başta sunulan karakterin zeki bir süper kahramana dönüşmesinin izleyiciye zevk verdiğini söylüyor. Usta senaryo hocası ana karakterlerde, görünenin altından derin, başka bir kişiliğin ortaya çıkmasının esas olduğunu anlatıyor. Bu noktada yapının önemi de ortaya çıkmış oldu.

Bir yazar olarak, kahramanın riskler alması, önemli kararlar vermesi, seçimler yapması gereken sahneler kurgulaman gerek. Ancak o zaman karakterinin içindeki cevheri ortaya çıkartabilir ve okurun da bu değişimden tatmin olmasını sağlayabilirsin.

 

Funda Bayrak – Editör

Birlikte çalışmak için iletişim: 0543 103 55 20

 

 

Psikoloji profesörü Arthur Aron’ın sorularına gelince…

Birinci bölüm soruları:

  1. Dünya üzerindeki herhangi bir insanı seçebilseydiniz kimi akşam yemeğinde konuk etmek isterdiniz?
  2. Ünlü olmak ister miydiniz? Hangi şekilde?
  3. Bir telefon görüşmesi yapmadan önce ne söyleyeceğinizi prova ettiğiniz oldu mu? Neden?
  4. Gününüzü ne mükemmel kılardı?
  5. En son ne zaman kendi kendinize şarkı söylediniz? Veya bir başkasına?
  6. 90 yaşına kadar yaşayabilecek olsaydınız, son 60 yılı 30 yaşındaki zihninizle mi yoksa 30 yaşındaki bedeninizle mi geçirmek isterdiniz?
  7. Nasıl öleceğiniz hakkında gizli bir önseziniz var mı?
  8. Partneriniz ve sizin için ortak olabileceğini düşündüğünüz üç şeyi belirtin.
  9. Hayatınızda en müteşekkir hissettiğiniz şey nedir?
  10. Yetiştiriliş biçiminize müdahale edebilecek olsaydınız neyi değiştirirdiniz?
  11. Dört dakika tutun ve partnerinize olabildiğince detaylı biçimde hayat hikâyenizi anlatın.
  12. Ertesi gün, yeni bir özellik veya yetenek kazanmış olarak uyansaydınız, bu ne olurdu?

İkinci bölüm soruları:

  1. Eğer bir kristal küre size kendiniz, hayatınız, geleceğiniz veya herhangi bir şey hakkında gerçeği anlatabilecek olsaydı neyi öğrenmek isterdiniz?
  2. Uzun zamandır hayalini kurduğunuz bir şey var mı? Neden hala gerçekleştirmediniz?
  3. Hayatınızdaki en büyük başarı nedir?
  4. Arkadaşlıkta en çok neye önem verirsiniz?
  5. En kıymetli hatıranız nedir?
  6. En kötü anınız nedir?
  7. Bir yıl içerisinde aniden öleceğinizi bilseydiniz yaşam biçiminizde değişiklik yapar mıydınız? Neden?
  8. Arkadaşlık sizin için ne ifade eder?
  9. Hayatınızda sevgi ve şefkatin rolü nedir?
  10. Sırayla partnerinizin sahip olduğunu düşündüğünüz bir pozitif özelliği paylaşın. Bunu beşer kere yapın.
  11. Aileniz ne kadar yakın ve sıcakkanlıdır? Çoğu insandan daha güzel bir çocukluk geçirmiş olduğunuzu hissediyor musunuz?
  12. Annenizle ilişkiniz hakkında nasıl hissediyorsunuz?

Üçüncü bölüm soruları:

  1. Öznesi ‘biz’ olan, partneriniz ve sizi niteleyen, üç gerçekçi cümle kurun. Örneğin, “Biz aynı odada oturuyor ve birlikte.…”
  2. Cümleyi tamamlayın: “Keşke …………….’i paylaşabileceğim biri olsaydı”
  3. Eğer partneriniz yakın bir arkadaşınız olacak olsaydı, neyi bilmesi önemli olurdu?
  4. Partnerinize kendisi hakkında ne düşündüğünüzü anlatın. Ancak bu sefer oldukça açık olun ve henüz tanıştığınız bir insana söylenmeyeceğini düşündüğünüz şeyleri de söyleyin.
  5. Partnerinize utanç duyduğunuz bir anınızı anlatın?
  6. En son ne zaman birinin karşısında ağladınız? Yalnızken?
  7. Partnerinize kendisi hakkında hoşunuza giden bir şeyi söyleyin.
  8. Ne, hakkında şaka yapılmak için fazla ciddi olurdu?
  9. Eğer bu akşam kimseyle konuşma fırsatı bulamadan ölecek olsaydınız, söyleyemediğiniz için en çok neyin pişmanlığını duyardınız? Neden hala söylemediniz?
  10. Sahip olduğunuz her şeyi barındıran evinizde yangın çıktı. Sevdikleriniz ve evcil hayvanlarınızı kurtardıktan sonra içeriden yalnızca bir şeyi alma hakkınız var. Bu ne olurdu? Neden?
  11. Ailenizdeki tüm bireyleri düşünün, kimin ölümü sizin için daha yıkıcı olurdu? Neden?
  12. Partnerinizle bir sıkıntınızı paylaşarak kendisinden tavsiye isteyin. Ayrıca, partnerinize eğer sizinle aynı probleme sahip olsaydı nasıl hissedeceğini sorun. Soruların Türkçe çevrilmiş hali şu sayfadan alınmıştır: Arthur Aron’a Göre Aşkın Formülü: 36 Soru + 4 Dakika | Psikoloji Evreni

YAZMA ALIŞTIRMALARI

Senin de bir roman yazmak istediğine eminim! Ama bilgisayarın başına oturduğunda dakikalarca boş boş, beyaz word sayfasına mı bakıyorsun? Bu çok doğal. Önce bazı ufak yazı alıştırmalarıyla başlayabilirsin. Yazabildiğini gördüğünde kendine güvenin gelecek. Bunun için bazı küçük alıştırmalar ekledim. Alıştırmalara geçmeden önceyse bir kaç ufak tavsiye… Umarım senin de işine yarar.

Öncelikle iyi yazmak için sürekli yazmak gerekiyor. Bir gün yazıp on gün ara verdiğinde verimli olamayabilirsin. Sürekli yazdığındaysa daha iyiye gittiğini göreceksin.

Kendine yazma zamanları tayin et. Haftanın çoğu gününde yazarsan elbette daha iyi. Bu saatlerin, seni en az rahatsız edecekleri zamanlar olmasına dikkat et. Zamanını ayarladığında, bu dilime sadık kalmaya özen göster. Hatta aile üyelerinden de planına saygı göstermelerini isteyebilirsin.

Yazma saatlerine uyman, o saatlerde çok iyi işler ortaya koymandan çok daha önemli. Bunu bir yazma disiplini kazanmak için yapıyorsun. Ama başlarda sayfa hesabı yapma, sadece 1 saat yazmaya niyetlen ve bu planına sadık kal.
Kimimiz sakin bir ortama ihtiyaç duyuyor, kimimiz ise zihinlerimizin aktif olması için kalabalık, gürültü isteyebiliyor.

Bazılarımız oturarak yazarken, bazılarımız ayakta yazmayı daha verimli bulabiliyor. Belki fotoğrafta gördüğün Ernest Hemingway, Virginia Woolf, Thomas Wolfe, Lewis Carroll gibi yazarların da ayakta yazdığını duymuşsundur. Kısacası, öğütler ne yönde olursa olsun, rutinini kendin ayarlayacaksın yazar dostum. Zira kendini en iyi sen tanıyorsun.

 

GÜNLÜK TUTMAK
İşin sırrı, kötü yazabileceğini kabul etmen ve kendine zırvalamak için izin vermende. Kimse senden başlangıçta süper işler beklemiyor. O yüzden kendi kendine kimsenin görmeyeceği bir günlük tutarak başlayabilirsin.
Günlüğün, seni asla yargılamayacak bir arkadaşın. Göz zevkine uygun, hoşuna gidecek bir defter bulabilirsin. Ama istersen bilgisayara da yazabilirsin.
Günlük tutma işini ciddiye alırsan, yazma alışkanlığın gelişecektir ve unutma, gözlemlerini kelimeler aracılığıyla deftere işliyorsun, aynı romanda yapacağın gibi. Yaratıcı olabilirsin yani. En azından dene. Kelimelere daha çok hakim olmaya başlayacaksın. Gün içinde nelerin seni etkilediğini fark edeceksin; kızdığın, merak ettiğin şeyler olacak. Belki buralardan da bazı tohumlar elde edebilirsin.

 

SERBEST YAZI EGZERSİZİ
Bu egzersizde ne yazdığınızı düşünmüyorsun, tamam mı? Gramer, noktalama işaretleri önemli değil. Sadece yazıyorsun. Eleştirel zihnin devreye girip yazdıklarının berbat olduğunu söyleyebilir, ancak ona pabuç bırakma ve yazmaya devam et. Bunu ne zaman yazmak istersen yap; amacın yazan kişiliğini özgür kılmak. Bir yazmak isteyen sen var, bir de yazmak istemeyen sen var. Böyle durumlarda sağ beyin / sol beyin çatışması yaşıyoruz. Biliyorsun sağ beyin yaratıcı, duygusal beynimiz; sol beyin ise analitik düşünen, mantıksal yanımız. İkisine de ihtiyacın var. Ancak kritik yapan sol beyni, eleştirecek bir şey ortada olana kadar sustur.
Bu aşamada sadece doğruyu yanlışı düşünmeden sürekli yazman gerekiyor. Sol beyninin seni eleştirip yazmanı baltalamasına izin verme. Şu an eleştirilmek önemli değil.
Böyle serbest yazı alıştırmaları yapmaya devam ettikçe, boş boş yazmaktan sıkılmaya başlayacaksın ve ilgi duyduğun alanlara yöneldiğini göreceksin. Bu egzersizlerden beklentimiz yazma alışkanlığı kazanmak, daha fazlası değil.

 

SABAH SERBEST YAZISI
Yazar Olmak adlı kitabında Dorothea Brande, başlamanın yolunun bir fikir ya da bir şekil, biçim olmadığını; düşüncelerimizin kilidini açarak başlayabileceğimizi söylüyor. Bunun için de sabah yazısını öneriyor.
Nasıl yapacağız?

Sabah uykudan uyanır uyanmaz bilgisayarın başına oturup yazmaya başlayacağız. Beynimiz günlük aktivitelere geçip uyanmadan bunu yapmaya başlamamız önemli. Eğer kahve içmek istiyorsan, akşamdan kahveni termosa koy, diyor. Hiçbir şey okumadan, hiç kimseyle konuşmadan doğrudan bilgisayarın başına geçip, aklına ne gelirse 20 dakika ya da yarım saat boyunca yaz. Ardından yazdıklarını hiç okumadan bir kenara koy.
Bir ya da iki hafta buna devam ettikten sonra, gün içinde yazmaya ayırabileceğin başka bir yarım saatlik dilim ayarla. Bu zaman geldiğinde, ne olursa olsun yazman gerekiyor. Ne yazdığının önemi yok. Burada önemli olan şey, oturur oturmaz yazı yazıyor olabilme kabiliyetini geliştirmek. Böylece boş boş sayfalara saatlerce bakmaktan kurtulabilirsin.

 

BAŞKA DOĞAÇLAMA YÖNTEMLERİ
Doğaçlama yaparken kontrollü bilincin yerine bilinçaltını kullanıyorsun. Doğaçlamalar unuttuğun şeyleri hatırlamanı sağlayabilir; kendi kendine sansürlediğin ya da sessizliğe gömdüğün olayları, hisleri ortaya çıkarmana izin verir.
Bu kez gerçekten ilgi duyduğun şeyle ya da düşündüğün şeyle ilgili yaz. Başlangıçta tümüyle plansız bir doğaçlama yap. Bu egzersizler Kate Grenville’in The Writing Book kitabından derlendi.
1. 60 saniye boyunca hiç durmadan yaz. Aklına ne geliyorsa onu yaz. Düzgün cümleler ya da noktalama hakkında endişelenme.
2. Tam şu anda ne yapıyorsun? 5 duyunu da kullan ve yazmaya başla. Ne görüyorsun? Ne duyuyorsun? Neye dokunuyorsun? Neyin kokusunu alıyorsun? Neyi tadıyorsun? Yazmanı engelleyen bir şey var mı? Varsa ne?
3. “Şunu hatırlıyorum” diye başla ve yazmaya devam et. Başka bir sefere, “Dün ben” diye başla ve devam et.
Bütün bu doğaçlama halleri bilinçaltının sesini duymak için. Bunun en iyi yollarından biri de rüyalarını yazmak.
4. Rüyanı tümüyle hatırlamıyor olabilirsin ancak hatırladığın bir parçasından başla. Bakalım bu noktalardan başka bir şeyler türetebilecek misin?
Rüya yazmaktan bahsetmişken, yaratıcı düşüncelere ulaşmanın yollarından biridir de aynı zamanda. Yatmadan önce bir niyetini içinden geçir ve kalktığında hatırladığın her şeyi yaz. Yatak ucunda bir defter bulundur. Uyandığında fazla hareket etmeden deftere ulaşıp yazmaya başla. Zaman geçtikte rüyalarının daha da netleştiğini ve sana bazı fikirler verebileceğini göreceksin.
5. Sevdiğiniz bir yazının ilk cümlesini al ve gerisini sen getir. Ya da bir yazının son cümlesini al ve öncesini sen yaz.

Veya yine bir yazıdan üç cümle seçip bu cümleleri kendi kelimelerinle yeniden yaz.

 

KELİME OYUNLARI
Bir de kelime oyunlarına bakalım.
1. Her hangi bir harfi kullanmadan bir paragraf yaz. E, A, D; hangisini istemiyorsun? At!
2. Ya da ilk kelimesi a, sonraki kelimesi b, sonraki kelimesi c ile başlayan ve böyle devam eden bir paragraf yaz.

3. Sözlükten rastgele 10 kelime seç ve hepsini kullandığın bir şey yaz.
4. En az 10 kelime uzunlukta bir cümle bul, sonra her bir kelimeyi başka bir cümlenin ilk kelimesi yaparak 10 cümle yaz.

 

KELİME AĞI YÖNTEMİ
Kelime Ağı yazarlara, belirli konulardaki düşüncelerinin ve duygularının görsel bir haritasını sunar. Seçtiğimiz konuyla bağlantılı muhtemel bilinçaltı düşüncelerimiz ortaya çıkar. Tekniği bir inceleyelim.
Kelime Ağı yöntemi Gabriele Lusser Rico’nun 1983 yılında yayımlanan Doğal Yolla Yazmak adlı kitabında tanımlanmış ve geliştirilmiş bir yöntem. Yöntemle, beyin ve onun tüm düşünce süreçleri arasında bağ kurmak amaçlanıyor. Bunu, fikirleri birbirine bağlamak için imajlar kullanarak yapıyor.
Teknik, fikirlerimizde ileri geri hareket etme esnekliği veriyor çünkü bir kez hepsini önümüzde görselleştirmiş oluyoruz.

Kardeş kelimesinden yola çıkarak böyle bir kelime ağı oluşturdum. Kardeşi düşündüğümde aklıma gelenleri yazdım, sonrasında birbiriyle alakalı gördüklerimi grupladım. Kelimeleri çerçevelemek önemli bu arada.

Ortaya çıkan bu kavramları kullanarak bir serbest yazı uygulaması yapacağım. İstediğim her dalı kullanabileceğim gibi, bazılarını atabilirim. Sen de kendine has bir kelime ağı oluştur ve gönlünce yaz.
Bunu öykü yazmak için de kullanabilirsin. Ama öncelikli amacımız yazma alışkanlığı kazanmak için kendimize malzeme bulmak.

 

Funda Bayrak

Editör

#iguru_soc_icon_wrap_67ee0cd4c8b59 a{ background: transparent; }#iguru_soc_icon_wrap_67ee0cd4c8b59 a:hover{ background: transparent; border-color: #00bda6; }#iguru_soc_icon_wrap_67ee0cd4c8b59 a{ color: #acacae; }#iguru_soc_icon_wrap_67ee0cd4c8b59 a:hover{ color: #ffffff; }